|
DOĞANIN gerçek bir
mucizesi. Buna rağmen, bilimadamları ve jeologlara göre pırlantanın oluşumu
içinde her zaman bir gizem vardır. Bugün, pırlanta sadece geleneksel
olarak uygun görüldüğü nişan yüzüklerinin değil, her türlü özel kutlamanın,
yıldönümlerinin, doğumgünlerinin, bir bebeğin doğumunun, hatıra
hediyelerinin ya da en basitinden aşkın ifadesinin bir parçasıdır. Sevgi ve
duygunun en güzel anlatım biçimidir. Pırlanta adını yunanca yenilmez ve
karşı kanulamaz anlamına gelen “adamas” sözcüğünden alıyor. Keşfedildiğinden beri mükemmellik ve hayranlığı simgeliyor. Yunanlılar için,
tanrıların göz yaşları ya da yıldız tozları olan pırlanta ender bulunması ve
sertliği nedeniyle sihirli özelliklere sahip bir taş olarak kabul edilmiş.
evlilikler

|
Taşların değeri
DEĞERLİ taşlar, doğada bulunması çok zor olan ve güzelliğiyle göz
kamaştıran değerler olarak ele alınmaktadır. Pırlanta ve diğer değerli
taşlar sevgi ve ihtişamın simgesi olarak ta görülmüştür.
ÖĞRENMEK
İÇİN TIKLA
Takı ihtişam
ALTIN, gümüş, elmas ve değerli taşlar yıllarca kadının güzelliğini,
erkeğin kudretini simgeler. Takı, duygu ve sevginin pahalı anlatım
biçimidir.... ÖĞRENMEK
İÇİN TIKLA |
XV. yüzyıla kadar krallara özel olan, onların güçlerinin, cesaretlerinin
ve yenilmezliklerinin sembolü kabul edilen pırlantalar, geçen zamanla
birlikte şimdi, aşkın işareti, ölümsüz aşkın sembolü haline gelmiş. Bir
pırlantanın oluşumu başlı başına bir mucize. Oluşumu içinde bu en sert ve
en basit mineral, aslında karbonun saf halinden başka bir şey değil.
Milyarlarca yıl içerisinde ısı ve volkanik basıncın etkisiyle karbon
pırlantaya dönüşüyor. Daha sonra volkanik baskı bacalar oluşturarak
pırlantaların yer yüzüne çıkmasına neden oluyor. Eski Roma’da tanrının
gözyaşları olduğuna inanılırdı pırlantanın. Bir diğer inanışa göre ise,
Eros’un okunun ucundaki taştı. Kalbi hedeflediği için... Yüzyıllardır pek
çok değer atfedilmiş pırlantaya; güç, görkem, kutsallık... Yeryüzünün en
sert, en dayanıklı ve en parlak maddesi olan elmasın kötülüklerden
kurtardığınada inanılıyor. Pırlanta günümüzde en çok belki Afrika’da
bulunuyor ama dünyanın hemen hemen her kıtasını dolaşıyor. Birçok
sanatçının elinden geçiyor ve mücevhere dönüşüyor. Çok büyüleyici
tasarımlar ortaya çıkıyor. Özellikle İtalya’da, olduğu belirtilirken de
Türkiye'de de bu zanaat gelişmiştir.
Elmas ile Pırlanta aynıdır. Arasındaki tek farkın ise taşın doğadaki hali
elmasın işlenmiş halinin pırlanta olmasıdır. Türkiye’de elmas olarak bilinen taş da
pırlanta kesiminden farklı bir kesim. Bizim elmas diye tanımladığımız
taşın üzerinde 37 yüzey var ve altı da düz. Pırlanta kesimde ise 57 yüzey
var. Elmas ve pırlantanın özü aynı sadece farklı kesimler sözkonusu.

Pırlanta doğada rengarenk bulunmaktadır. Bu değerli taşın rengi, bünyesinde
varolduğu düşünülen büyülü işlevin belirtisi olarak kabul edilirdi;
kırmızının kan ve ten, yeşilin bitki örtüsünü belirtmesi, ametistin şarap
renginin sarhoşluktan korunmakla özdeşleştirilmesi gibi. Aşağıda verilen
listenin geniş kapsamlı olması amaçlanmamış, sadece en çok bulunan
mineralleri içine almıştır. Yalnızca bir düzine kadar mineral yaygın olarak
kullanıldığından, bu tür yüzük taşlarının tanımlanması çok zor değildir.
İşlenmiş olan eski yüzük taşlarının sadece küçük bir bölümü daha egzotik
taşlarla temsil edilirler. Fakat eski Yunan ve Latin terminolojisinin,
bilinen yüzük taşları i le
eşleştirmek her zaman mümkün değildir. İşte size bir kaç taş ve isimleri;
Agat (akik) : Kahverengi, sarı, kırmızı ve gri gibi farklı renklerde
olabilen, dalgalı bantlara
sahip kalsedon çeşidine
denir. Zıt renklerdeki benekleri ve paralel küçük çizgileri ona çekici bir
hava verir. Yüzük taşları işlemesinde kullanılan agat üzerindeki değişik
bantlar, düz ve yatay değil de düzensiz ve dikey olduğu için, sardoniks,
nikola veya oniks'ten farklıdır.
Ametist : Şeffaftır, rengi
koyu mordan açık leylak rengine kadar değişir. Renk genellikle, taş
içerisinde aynı tonda dağılmamış olup, bazı bölümler daha açık, bazıları ise
daha koyudur. Taşı takanın, içkinin sonraki etkilerine karşı bağışıklık
kazandığına dair inanca dayanmakta olan ismi, Yunanca 'sarhoş değil anlamına
gelen kelimeden türemiştir.
Jasper : En yaygın renkleri
kırmızı, turuncu ve sarı olan opak bir kalsedon çeşididir. Serpiştirilmiş
kırmızı noktalar içeren yeşil bir çeşidi de, yaygın olarak kantaşı veya
heliotrop olarak adlandırılır. İ.S. 2. Ve 3. Yüzyıl Roma yüzük taşlarında,
sarı ve özellikle kırmızı jasper taşları çok moda olmuştu. Aynı dönemde
beyaz, kahverengi, sarı ve siyah küçük parçalar içeren benekli taşlar da ara
sıra kullanılmıştır.
Karnelyan (cornelian) :
Kalsedonun yarı şeffaf, kırmızı çeşidi olup, koyu kırmızıdan altın sarısına
kadar tonları olabilir. Bu isim kızılcık ağacının kırmızı çekirdeği olan
Latince 'cornum' kelimesinden türemiştir. Diğer adı olan karnelyan isminin,
genellikle doğru olmadığı düşünülür ise de, yanlış etimolojiden türetilen
'carnis' yani ten kelimesi, söylenişi daha popüler hale getirmiştir. Bazı
antik örneklerin beyazımsı görünümleri ise, yüksek ısıya maruz kalmaları
nedeniyledir.

 
|
Altının tarihi
ERKEKLER için ihtişam ve gücün simgesi, kadınlar içinde güzelliğin ve
gösterişin timsali olan altının değeri her geçen gün daha da artmaktadır.
Savaşların ve servetin ana temalarından biri de altındır.
ÖĞRENMEK İÇİN
TIKLA
İster inan
ister inanma
DOĞADA en çok altın okyanus sularında bulunur, 20 milyon ton... Gümüş, altın,
elmas ve parlak taş zengini kargalar olduğu biliniyor. Maymunların da
insanlar gibi takı takma merakı olduğunu biliyormusunuz... DİĞERLERİNİ
OKUMAK İÇİN TIKLA |
Kaya kristali : Şeffaf ve
renksizdir. Yalnızca İ.Ö. 1. Yüzyılda görülmüş ve Roma dönemine göre Yunan
döneminde daha çok kullanılmıştır. Eskiler, kaya kristalinin suyun çok düşük
ısıda donmasıyla oluşmuş bir cins taşlaşmış buz olduğuna inanırlardı,
'kristal' kelimesi de Yunanca'daki buz kelimesinden türemiştir. Plinius,
Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia civarında düşük kaliteli bir
çeşidinin bulunduğundan bahseder.
Kalsedon : İçerdiği
safsızlıklar nedeni ile değişik renklerde olan, ufak kristalli bir kuvars
çeşididir. Kalsedon çok genel bir tanımlamadır; alışılageldiği üzere renksiz,
gri ve mavi türleri bu adla anılırlar. İsim, Khalkedon şehrinden türemiştir
(bugünkü Türkiye'de İstanbul'daki Kadıköy).
Plazma : Kalsedonun yeşil renkli olan çeşididir ve genellikle koyu
renkli içeltiler içerir. Genelde yeşil rengi içinde bulunan krom yüzündendir.
Plazma çok doğru bir tanımlamda olmayıp, aventürin, praz, krizopraz gibi
farklı bazı yeşil taşlar için de kullanılabilir.
Sard : Kalsedonun yarı şeffaf kahverengi bir çeşidi olup, renkleri
açık sarımsı kahverengiden, opak koyu kahverengiye kadar değişebilir. Bazen
içinde koyu renkli içeltiler de gözlenir. Sard'ın karnelyandan ayrımı
genellikle zordur. Karnelyan ve sard, Yunan ve Roma mühür sanatında en yaygın
olarak kullanılan taşlardı. İsmi en fazla bulunduğu Lydia'daki Sardis
şehrinden türetilmiştir.
Sardoniks : Kahverengi veya mavi ardalanmalı, düz bantları olan
kalsedonu tanımlamak için kullanılır. Kabartma taşlar (cameos) işlemeleri
için en çok tercih edilen taştır. Oymacı, tabakalardaki renklerin avantajını
kullanarak, örneğin: krem renkli figürleri koyu renkli bir arka plan üzerinde
gösterebilir veya taç ya da kumaşın detaylarını tasvir edebilirdi. Nikolo
terimi, üst seviyesi mavi veya kahverengi ile alt seviyesi ise, koyu
kahverengi olan, bantlı Roma taş oymacılığını tanımlardı. Açık renkli
bantlarına atfen Yunanca el parmağının tırnağı kelimesinden gelen oniks ise,
genellikle siyah ve beyaz iki bantlı tabakadan oluşmuş kalsedona verilen
isimdir.


Lapis
lazuli : Koyu mavidir ve bazen, pirinç sarısı renginde pirit
zerrecikleri içerir. Pers ülkesi de olasılıklı bir kaynak bölge olmasına
karşın, yalnızca Afganistan'da çıkarıldığından değeri oldukça yüksektir.
Roma döneminde lapis lazuli, yüzük taşı olarak çok ender kullanılırdı ve
örneklerin çoğu İ.S. 2. ve 3. yüzyıllara aittir.
Hematit : Koyu metalik, gri görünümlü demir oksittir. Theophrastos'a
göre ismi pıhtılaşmış kan görünümünden dolayı Yunanca kan anlamındaki
'haimatitis' kelimesinden gelmektedir. İsminin diğer bir açıklaması,
hematitin toz haline getirilmesiyle aldığı kırmızı renkten dolayıdır. Yunan
döneminde ender olarak kullanılırdı ve çoğu örnek, büyülü oyma taşlarının
yapıldığı Roma imparatorluğu dönemine aittir.
Granat (nar taşı) : Kristalleşmiş bir silikattır; şeffaftır. Renkleri
koyu kırmızıdan turuncuya ve bazen mora kadar değişebilir. Bu renklere göre
antik çağda farklı isimler verilirdi. Helenistik Döneme kadar kullanılmayan
granat, bu dönemde moda olmuştur. Sertliği kuvarstan daha fazladır ve bu
nedenle yontulması daha zordur. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve
Orthosia şehirleri civarında çıkarıldığından bahsetmektedir. Modern ismi
olan almandin, alabandina'nın bozulmasıyla türetilmiştir. Lychis denilen
alev kırmızısı renkteki çeşidi, Plinius'a göre Karia'da ve Orthosia
civarında bulunmaktadır. Granatlar genellikle bombeli yüzeyler şeklinde
yontulurdu ve rengini açmak için ise alt tarafları oyulurdu.
Yukarıda daha önce belirttiğimiz gibi takıda sahtecilik tarih
öncesine dayanmaktadır. Buna göre; camlar (sertliği 6'ya varan) antik
çağlarda pahalı doğal yüzük taşlarının yerine kullanılırdı. Bazı cam taşlar,
yüzük taşları gibi aynı şekilde doğrudan doğruya işlenirdi, bazıları ise,
gerçek oyma ve kabartma olan doğal yüzük taşlardan alınmış pişmiş topraktan
kalıplara dökülürdü. Eğer sonuç tamamen tatmin edici olmazsa, cam üzerindeki
baskı, daha keskin kenarlar vermek için traşlanırdı. Sardoniks, nikolo veya
bantlı agat benzeri taşları üretmek için, cam taşlar da çeşitli renklerde
katmanlar içerebilirdi. Cam, opak veya yarı saydam olabilirdi. Genellikle
yarı saydam olanlarında hava kabarcıkları görülürdü. Plinius'a ve diğer
antik çağ yazarlarına göre, cam taşlar genellikle dolandırıcı tüccarlar
tarafından gerçek taş olarak satılırdı. Bir hikayede anlatıldığına göre,
İ.Ö. 1. yüzyılın ortalarında Gallus'un eşi, pahalı boncuklardan yapılmış bir
gerdanlık satın almış ama bunun ucuz camdan yapıldığını anlamıştı. Sahtekar
satıcı yakalanmış ve sürüklenerek arenaya götürülmüş, orada korku dolu bir
bekleyişten sonra seyircilerin şaşkın bakışları altında, beklediği gibi bir
aslan değil kısırlaştırılmış bir horozun karşısına çıkarılmış ve bunun
suçuna uygun bir ceza olduğu söylenmiş. |