|
AŞK ve
güzelliğin simgesi olan takı ve yüzükler bir sanat olma yolunda devam ediyor. Metale
şekil verenler önceleri demircilerdi. Onlarda bu işe at nalı ve araba süslemeciliğiyle
başladı. Kaba şekiller verilmesinin ardından, zırh ve ince
sanatın yapımıyla birlikte ayrı bir zanaatkarlık ortaya çıktı. Bu zanaatkarlık
metalin üzerine şekil verme ve oyma sanatıyla başladı. Semer üzerine metal
akıtmalar, kılıç, kalkan ve zırlar üzerine ince işlemeleri bu zanaatkarlar
yapıyorlardı. Yerleri sadece demircilerin yanında oluyordu. Daha
sonraları eski Mısır ve Romalılar döneminde bu ince zanaatkarlar genelde
yöneticilerin yanlarında bulunmaya ve onların metal eşyalarını süslemeye
başladılar. Bu eşyalar, kraliyet ailesinin veya soyluların, taç, yüzük,
demir veya tunç yani metal heykel, metal tabak, metal bardak, sandalye vb.
eşyaların süslemeleriydi. İnce zanaatkarlık demirciliğin
önüne geçti.

Artık
ülkeler, krallıklar metal üzerine yapılan işlemecilikle anılmaya
başlanmıştır. Krallar ve padişahlar el işçiliğini yapan bu zanaatkarları
arar oldular ve ülkelerinde onlara özel yerler tahsis edilmeye başlandı.
Altın ve değerli taşların bulunmasıyla birlikte bu zanaatkarlara daha çok
ihtiyacın olduğu görüldü.
Takının tarihi, günümüzden 30.000 yıl önceye, Üst Paleolitik Çağ'a kadar
uzanıyor. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun, Mezopotamya'da,
Mısır'da ve Anadolu'da, M.Ö. 4. bin yılın sonlarına doğru başladığını
iddia ediyorlar. Antik takıların karmaşık kompozisyonları, ayrıntılı
ve özenli işçilikleri incelendiğinde, insanın yaratıcı gücünün dehası
olarak görülmektedir. Altınla birlikte değerli taşların bulunması bir
ülkenin zenginliği olarak yetmiyordu. Bu zenginliği gösteren ise
kuyumcuların olmasıydı. Bir ülkede ne kadar çok kuyumcu var ise o kadar
zengin bir ülke olduğu ifade ediliyordu. Kuyumcuları bol olan ülkelerde,
altın ve değerli taş bulmaları o kadar kolay oluyordu. Ülkelerin adeta
zenginlik göstergesi haline gelen kuyumcular, her ülkede altın ve değerli
taş akışını sağlamaktaydı.
Eski çağların ustaları, saf altını döverek zar gibi inceltebiliyorlardı.
Varak ve varak kaplama denilen bu teknik Mısırlılar, Çinliler, Yunanlılar
tarafından kullanılmıştı. İslam sanatında altın ve gümüş varaklar, ahşap
ve metal eşyanın yanı sıra minyatürlerin renklendirilmesinde, baskı
motiflerinde ve elyazmalarında geniş ölçüde kullanılmıştı. .

Kuyumculuk tarihinin başlangıcı gibi kabul edilebilecek varakçılık sanatı,
19. yüzyıl sonlarında savaş döneminin ekonomik sıkıntıları ve değişen sosyo-kültürel
koşullarda hızla geriledi ve unutuldu. Kuyumculuğun tarihi, doğal olarak
sayısız tekniklerle dolu. Günümüz kuyumculuğunda seri ve standart üretim için
kullanılan santrifüj (merkezkaç) veya vakum gibi döküm tekniklerinin temeli
olan kaybolan mum tekniği, delikli süslemeler yapmak için kullanılan ajur,
kazıma tekniği, taneleme anlamına gelen granülasyon ya da Türk
kuyumculuğundaki karşılığıyla güherse, tombaklama ve mine tekniği bunların
belli başlıları...
Uşak/Lydia hazinesi ya da popüler adı ile "Karun Hazinesi"
Anadolu'da kuyumculuk ve kullanılan aletlerle ilgili önemli bilgiler sunuyor.
Bu hazine içinde yer alan iki tane bronz üfleme borusu ile takı ve
heykelcilik üretiminde kullanılan 30 parça bronz kalıptan oluşan kuyumcu
aletleri özel bir öneme sahip. Bronz üfleme boruları metalin ergitilmesi
sırasında körük uçlarına takılıyordu. Bulunan kalıpların bir bölümü stampa
pinçonlarıydı. Bir bölümü de kalıp üzerine konulan ince soy metal levhaların,
çekiçlenerek kalıbın formunu alması için kullanılan dövme kalıplarıydı..

 
|
Erkekler neden
yüzük çıkartırlar...
NİŞAN
dönemi ve evliliğin ilk yıllarına kadar erkek yüzük takmaktan hoşlanır. Lakin
belli bir dönemden sonra yüzük takmazlar.
ÖĞRENMEK İÇİN TIKLA
Taki ölçümü ve alımı
SEVENLER
genelde birbirlerine sürpriz yapmak isterler. Hediyelerin en değerlisi de
takıdır. Peki karşınızdaki kişiye alacağınız yüzük veya takının ölçümü
nasıldır biliyor musunuz?
ÖĞRENMEK İÇİN TIKLA |
Birinci ve ikini dünya savaşları döneminde kuyumcular hep askerlerin hedefi
haline gelmiştir. Savaşlarda kuyumcu
olan esirler hep ayrı statülerde tutulmuştur. Generaller ve savaş galibi iş
adamları kaliteli kuyumcuları yanlarına alarak, gerçek altın ve değerli
taşların tanımı için kullanıyorlardı.
Zenginliğin simgesi olan takı ve altın ile değerli taşların bir arada
bulunduğu yerlerde kuyumcular olmuştur. Böyle olunca da kuyumcular her zaman
tehdit altında kalmışlardır. Bazı iddialara göre, dünyada mesleklerini
severek yapan iki grup olduğu belirtilir. Birincisi doktorlar "can
kurtardıkları için", ikinicisi de kuyumcular, "sevgiyi ve el işlemeciliğini
değerli taşlara ve altına" işlediği için.
Günümüzde
her cadde arasında bir altın satan kuyumcular görüyoruz. Bunlar kuyumcuların
artması anlamına gelmemektedir. Kuyumcu zanaatkarları bir ilde belli
bölgelerde ve toplu halde bulunurlar. Altın ve taş işlemeciliği yapan
zanaatkarlarda bazen kendi aralarında ayrılırlar. Hatta gümüş işlemeciliği
yapan zanaatkarlar da kendi aralarında ayrılırlar. Lakin bütün zanaatkarlar
birbirlerinin adreslerini iyi bilirler. Her meslekte olduğu gibi kuyumculuk
zanaatkarlığını yapan el işçilerinin kalitelisinin kim olduğu ve yaptığı
işçiliğin fiyatının ne kadar yüksek olduğu bilinmektedir. Lakin gerçek bir
kuyumcu zanaatkarı yıllarını harcayarak bu konuma gelmeyi başarabilmiştir.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, kuyumcu zanaatkarlarının sayısı da
giderek azalmıştır. .


Şimdiki
zanaatkarlar "elmas, altın veya gümüş ile değerli taş işlemeciliği"
teknolojiden olduğundan daha fazla yararlanmaktadır. Şayet bu aletlerin
olmaması durumunda parmaklarındaki işlemecilik maharetinin azaldığı
belirtilmektedir. Altın veya değerli taş işçiliği yapıldığında, üzerlerinde
hiç bir zaman metal eşya bulundurmadıkları belirtilir. Kuyumculuk mesleği
yapan ve ifşa edenlere başarılar dileriz... |