|
AŞK
kimilerine göre vardır, kimilerine göre ise yoktur. Aşk'a en çok kadınlar
inanır. Bazılarına göre aşk bir deniz, kendileri ise bir gemi, kimilerine
göre ise aşk sonu olmayan bir karanlık, kendileri ise bir ışıktır. Bazı
uzmanlara göre aşk, hipofiz bezinin aşırı derecede salgılanmasından dolayı
karşısındaki kişiye ilginin artmasından dolayı yanlışlarını görmeden
kabullenmesi ve istek duymasıdır. Beyindeki istek ve arzunun artmasını
sağlayan hipofizin salgısıyla birlikte kadın ve erkekte etkileşim fazla
olmakta olduğunu söyleyen uzmanlar, "Aşk burada iki türlü ortaya
çıkmaktadır. Bunlardan birisi geleceğe yönelik isteme 'tam istediğim
kadın-erkek' veya cinsel arzularının ön plana çıkmasıyla birlikte
arzularının tatmini, "muhteşem bir kadın-erkek. Bir süre bununla birlikte
mutluluğu yakalayacağım" düşüncesiyle yaşanan elektriksel güçle de
perçinleşmeye başlamıştır.
.e
.
Böyle
durumlar genelde bir okul, bar ve arkadaş toplulukları arasında meydana
gelmektedir. Kadınların yüzde 90'ı aşık olurken, erkeklerin ise yüzde
15'inin aşık olduğu ortaya çıkmıştır. Erkeklerde kadınlarla birliktelikte
aşktan önce cinsel arzunun ön planda olduğu da istatistikler arasında yer
aldığı görülmüştür. Bu görüşün karşısında olan bilim adamları da var. Bu
bilim adamlarına göre, aşkın sadece insanlara özgü olmadığı, bazı
hayvanlarda da görüldüğünü belirtiyor. Aşkın bir salgı usulü olmadığı aksine
bir kişinin etkilenmesi olduğunu belirtiyor. Bilim adamları, aşkın duyu
organlarından birinin aşırı derecede beyni etki altında tutması üzerine
başladığı ve bu etkinin diğer organları pasif hale getirmesiyle oluşuyor.
Hiç aklınıza gelmeyecek bir örnek verelim: Bekar bir delikanlı, evlenmeyi
düşünmüyor. Bir arkadaşına gitti. Sohbet derken yemek faslı geldi. Kişinin
özlem duyduğu ama bir türlü istediği yemeği yiyemediği için bu kız da onun
istediği yemekleri ağzının tadına göre yapmıştır. Çocuk yemekleri yemeye
başladığında tat alma duygusu baskın hale gelir.
.
.
. Daha sonrada kişiyle
sohbet ve ilgi artar. Tatla başlayan duygu bu kez bakışlara ve dokunma
duyusuyla birlikte sohbetle kaplanır. Yani aşk neye özlem duyuyorsa onunla
başlar. Bu bir sevgi, tat olur, ilgi, vb. Bu yüzden yoğunlaşmış duygular
nedeniyle bazen kişi karşısındakini tanıyamaz. Bunu anlatsanız bile özlem
duyduğu o ilgiyi karşısındakinde gördüğünde o zaman kendini hapis eder.
Aşk, filmlerdeki
gibi sevgi meleğinin okuyla başlamadığını belirten bilim adamları, daha
öncede belirttiğimiz gibi duyu organlarıyla başlayan bir etkileşimdir. Doğada bu, balinalar,
yunuslar, maymunlar, aslanlar da sık görülmekle birlikte bazı canlılarda da
ender görülmektedir. Kısacası bir etkileşim sistemidir. Bu yaratıklarda ise
yanlış olanlar yoktur.
Yanlışlıklar
insanlarda vardır. Hayvanlar sevdikleri canlıları olduğu gibi kabullenirlerken, insanlarda bu
böyle değildir. Böyle bir durumda kimin daha akıllı olduğu ise soru işareti
şeklinde kalmaktadır. İnsanlar bu yoğunlukla beraber kişiye bekleneni
vermemektedir. Bu beklenti az veya fazla olduğunda, karşısındakini ihanetle
de sonuçlandırmaktadır.
Ender olan ise hayvanlarda görülen sadakatin devamıdır. Yapılan
araştırmalarda, güvercinler, yunus balıkları ve balinalar aşkla
başlattıkları birlikteliklerini çiftler tüm zorluklara rağmen sürdürürler.
.
.
Bu
çiftlerden biri hayatını kaybettiğinde ise diğeri intihar eder. Lakin ender
olarak bazıları ikinci bir çifti seçerler.
Bazı psikolog
ve toplum bilimcilerine göre, aşkın sadece bir duygusal boşluk olduğunu öne
sürüyor. Bu tezi savunan araştırmacılara göre, aşk, bulunulan ortamın
etkisiyle veya kişinin beklentisiyle ortaya çıkan bir duygusallıktır. Aşk
enerjisine yakalananlar genelde, yaşayamadığı duyguları, beklediği ama
bulamadığı ilgiyi, Arzularının ön planda olması, Karşısındaki kişinin
kendisinde bıraktığı güven bir etken ve edilgen durumunu alır. Böylelikle
aşk iksiri ortaya çıkmış olur. Aşk içenler ise, birlikte olduğu ve duygu
yoğunluğu yaşadığı şahsın sürekli doğrularını görür ama yanlışlarını bir
türlü kabullenmez. Aşk sevgi kadar bağlayıcı değildir. Bunun nedeni ise daha
öncede belirtildiği gibi "bulunulan ortamın etkisi ve beklentilerin ortaya
yansımasıyla" çıkmasından kaynaklanmıştır. Bu beklentiler tamamen yerine
geldiğinde veya gelmediğinde gerçeklerle yüz yüze gelirsiniz.
.
.
Ulaşılamaz denilenin
başarıldığında artık istekler ve beklentiler farklı yöne kaydığı için aşk
kısmi olarak ya nefrete dönüşür veya sevgiye. Sevgiye dönüşmesi durumunda
her iki kişi için problem teşkil etmez. Aşk, nefrete dönüştüğü zaman bu
kez korkulan olur. Yani patlamaya hazır bomba gibidir. Taraflar gün
geçtikçe çatışmaya girer ve sürekli olarak birbirlerinin eksi olan
taraflarını konuşmaya başlarlar. Böyle bir durum olduğu zaman şayet yeni
başlanmış bir birliktelikse istenilen sonuca
ulaşılmadan biter. Eğer evlilik sürecine kadar ilerlemiş bir aşk ise o
zaman kişiler ya ayrılır yada bir taraf sürekli pasif durumunda hareket
etmeye başlarlar. Böyle
bir durumun olması halinde ise mutluluk tek taraflı olarak gerçekleşmiş
olur.
Uzmanların yaptıkları açıklamaları göz önünde
bulundurursak
eğer, Aşk bir deniz, aşık olan da bir gemidir. Şayet gemiyi iyi kullanan
aşk denizinde keyfini sürer. Eğer iyi kullanamazsa o zaman bu denizde
kaybolur gider. Eğer siz iyi bir kaptan iseniz, aşık olduktan sonra
mutlaka birlikte olduğunuz kişinin karakterini, çevresindeki kişileri ve
kendi kültür yapısına
uyum
sağlayıp sağlamayacağı konusunu araştırmalısınız. Daha sonra karşısındaki
kişiye kendisinin olmazlarını söylemeli. Lakin karşısındakinin de
olmazlarını öğrenmeli. Bunları konuştuktan sonra aşkı sevgiye
dönüştürebilir. Aşk, bekarlarda ayrı, evlilerde ise ayrıdır. Bunların
hepsini okumanızda fayda vardı.. |