|
yabancılık
çekerler. Bu dönemde kadın, eşinin sevdiğine inandığı yemekleri sunmayı
dener. Onun çayını kaç şekerli içtiğini, sofra alışkanlıklarını bir çırpıda
öğrenip sanki kırk yıllık evliymişler gibi eşinin her isteğini o daha bir
şey söylemeden yerine getirmeye çalışır. Çocukluğunda her gün arkadaşlarıyla
oynadığı ‘evcilik oyunu’nu tekrarlar gibidir. Erkek de kadından geri
kalmaz. Eşinin yaktığı yemeği, ‘Çok lezzetli olmuş’ diyerek yemeye çalışır.
Evde yaptığı her düzenlemeyi beğenmiş görünür. Eşinin isteklerini yerine
getirmek için çaba harcar.
.e
.
Bir süre sonra kadın da erkek de bu evcilik oyunundan sıkılmaya başlar.
İlk şikayet kadından gelir: ‘Gün boyu onu memnun etmek için çalışıp
çabalıyorum. Eve bir karış suratla geliyor, bir tatlı sözle gönlümü almayı
denemiyor. Ben bu evin kölesi miyim?’
Erkeğin de kendi açısından şikayetleri peş peşe sıralanır: ‘Doğru dürüst
yemek pişirmesini öğrenemedi. Annemi kendine örnek alsa ya... Akşamları,
ben yorgun argın eve geliyorum. Hanımefendi benimle hiç ilgilenmiyor. Bir
köşeye çekilip oturuyor.’
.
.
Aslında yeni evli bir çiftin birbirinden bu kadar çabuk şikayete başlaması
pekala önlenebilir. Evliliği bir oyun diye düşünüp, rolünü başarıyla
oynamaya çalışmak, kısa zamanda bu başrol oyuncularını yorgun düşürür. Kadın
da erkek de mükemmel eş rolüne kendilerini kaptırmak yerine doğal
davransalar, kısa sürede şikayete başlamazlar.
Evlilikte kadının da erkeğin de sorumlulukları eşit olarak paylaşmayı baştan
kabullenmeleri, çok şeyi değiştirir. Kadın, sadece pişirdiği yemeklerle, ev
içindeki düzenlemelerle yuvasının mutluluğunu sağlayacağını düşünmemeli.
Erkek de sadece evde her işinin
.
.
görülmesinin
yeterli olacağına inanmamalı. Evlilik, aynı zamanda bir ortaklıktır. Kadın,
eşinin yemeği kadar düşünceleriyle, sorunlarıyla ilgilenmeli. Karı-koca,
birbirlerinin zevklerini paylaşmalı. Evde, iki arkadaş gibi dertleşip,
sorunları birlikte çözmeli.
Ailelere büyük iş düşüyor
Yeni evliler için önemli sorunların başında iki tarafın aileleri geliyor.
Özellikle kayınvalide-kayınpeder meselesi hiç ihmale gelmez.
Kayınvalidelerin gelinlerini sevemedikleri, damatlarını her zaman el üstünde
tuttukları söylenir. Kimi ailelerde bu sözleri doğrulayan olaylar yaşanır...
Kimilerinde ise gelin-kaynana, herkesi kıskandıracak
.
derecede
mükemmel bir ittifak içine girerler. Siz bütün bu anlatılanlara kulak
vermeyin. Eşinizin ailesiyle mesafeli ama olumlu bir ilişki başlatın.
Eşinizin annesi, evinizde size akıl vermeye, bazı düzenlemeler yapmaya
kalkışırsa, eşinizin bu tür değişikliklerden hoşlanmayacağını belirtip,
kayınvalidenin kalbini kırmadan meseleyi geçiştirin. Sizin anneniz, damadına
hükmetmeye kalkışırsa, onu da engellemek için elinizden geleni yapın. Aile
büyüklerinin size hükmetmelerine izin vermeyin. Bu arada siz de, eşiniz de
‘bizim ev’ denildiği zaman yıllarınızı geçirdiğiniz baba evini değil, yeni
eşinizle birlikte kurduğunuz yuvayı aklınıza getirin. Hiçbir erkek, eşinin
‘Bizim evde şu olur, bu olur’ diye söz etmesinden hoşlanmaz. Ve tabii hiçbir
kadın da kocasının ‘Bizim aile’ diye kendi ailesini ön plana çıkarmasını
doğru bulmaz. Evliliğinizde mümkün olduğu kadar az sorun yaşamak
istiyorsanız, önce ev dediğiniz yerin, eşinizle paylaştığınız yuva olduğunu
aklınızın bir köşesine yazın.
Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine
koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle
karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona
öyle davranmalıdır. Bu
zamana kadar hiç kimse kendisi için ideal bir eş bulamamıştır. Ya kadın iyi
çıkmıştır veya erkek.. Bazen bu konu tartışılır halde alır. Dışarıya karşı
iyi görünen çiftler, bazen bu dengeyi sağladıklarını söylerler. Lakin ne
kadar doğrudur bilinmez. Her ailede mutlaka ufak tefek tartışmalar veya
üstünlük vasfı bulundururlar.
<<<<GERİ
DÖN
|