|
HER
bekar insanın
hayatını köklü değiştirme ve kendine mutlu bir yuva kurmak için evlilik
girdabına girer. Kendini kaptıran bekarlar bir anda evliliğin yorucu
temposuyla birlikte sevdiği, aşık olduğu veya kaderinin belirlediği eşiyle
mutlu bir hayata birlikte adım atmaya başlarlar. Taa ki imzalar atılana
kadar. İmzalar atılır ve o parlak ışıklar bir anda kaybolur gider, düğün
eğlencesi, tatil ve aşk sarhoşluğu kısa bir süre içerisinde bitip gider.
Sanki o yaşananların hepsi hayal gibi gelir. Ama hayal olmadığı ışıkların
söndüğü zaman anlarız. Belki yaşadıklarımızdan dolayı yüzümüzde
kırışıklıklar, belki de hiç te bu kadar beklemeden bir iki senede stres dolu
bir yaşantı ve herşeye bağıran bir kişiliğe bürünmüş oluruz.
.e
.
Ve...
kadın-erkek nerede yanlış yaptığımızı düşünürüz. Eş seçiminde mi yoksa
değişen hayat şartlarından mı bilinmez.. Geçmişten günümüze kadar gelen
çift ayrılmadan, bağlılıklarını bozmadan, bunca sene beraber kalabilmişse,
biz bunu takdir ediyor ve "mutlu" kabul ediyoruz. Acaba bu her zaman böyle
mi? Onlar onca yılı berbar yaşamış ve ilk günkü gibi görünüyorlar. "Peki
biz nerede yanlış yaptık" demeden önce uzun yıllar birlikte olan çiftlerin
yaşantılarına şöyle bir bakalım; Evliliğin ilk yıllarında problemler
görmezlikten gelinir. Zira çocuklar var veya yeni doğmuş hatta
küçüktürler. Çocuklarla birlikte baba ve anne tamamen dolu noktaya
geliyor. Ağlamalar, istekler, bitmeyen ısrarlar ve uykusuz
.
.
geceler, onlar dışarıda ne yapıyor, başlarına birşey geldimi telaşı
ile korkusunun yarattığı stres dolu bir yaşantı. Artık evlilikte orta yaşa
gelindiği için çiftler yuvalarına ve birbirlerine karşı toleransı çoktur..
Sorunlar varsa da gerektiği kadar üstünde durulmaz, arka plana atılır. Hayat
ilerlerken problemler de ilerler, katılaşır; ancak şimdi de, ergenlik çağına
gelmiş çocuklarımız yine ön plandadır. Problemlerimizi realize ederiz, ancak
gerektiği kadar üzerinde durmayız. Bu arada ekonomik sıkıntılar bazen aile
büyüklerini boğmaktadır. Açıklar verilir neyi nereye kapatacağınızı
bilemezsiniz. Unutmayınki bu sıkıntılar zengin yoksul, tüm ailede yaşanır.
Bunlar yetmiyormuş gibi bir de
.
.
çalışanlar
için işteki problemler, uğraşı alanlarının tümünü alır. Derken orta yaş
problemleri daha ön plana çıkmaya başlar; vücudumuz sarkmaya, yüzümüz
kırışmaya, saçlarımız beyazlaşmaya başlamıştır. Görüş bozuklukları, yakın
gözlük, oramızın buramızın ağrılarıyla uğraşırken bir de bakarız ki çocuklar
büyümüş ve bir zamanlar çok dolu olan ev boşalmış. Uzun yıllar stres, sorun,
uğraş, gürültü, herşey bir anda uçup gitti ve boş yuva sendromu bizi de
sarmaya başlar. Eskisi kadar bize muhtaç olmayan ev halkı; kendimizi
bulmamıza; veya daha kötüsü
.
kendimizi
dinlememize bol zaman bırakır. Eğer sağ duyumuzu kullanırsak veya daha az
problemli bir 15-20 yıl geçirmişsek, bu zaman dilimini, senelerdir
yapamadığımız hobilerimize ayırır; kendimizi keşfetmeye ve geliştirmeye
çalışırız. Eşimize daha çok yönelir, romantizmimizi yaşar; belki de tekrar
ufak flörtlere başlar; seyahatler ederiz. Peki ama ya zaten mutsuz idiysek
ve şimdi yalnız kalınca kendimizi dinlemeye başlamışsak? Psikosomatik
rahatsızlıklar (yani hastalık hastası olmak) başlamışsa; gittikçe
şişmanlıyor; her şeyi kendimize dert ediyor; kendimizi mutsuz hissediyorsak?
Ya hele panik ataklar başlamış, depresyon belirtileri, korkular da varsa. Bu
arada, tabii kadın olarak, eşimize karşı
DEVAMI TIKLA>>>
<<<<GERİ
DÖN
|