|
Balayında
mahsur kaldık!..
Rumuz; Uludağ
YAZILANLARI
okudum... İnanın ki gerçeklerin yazıldığına inanıyorum.
İnsanın aklına gelmeyecek olayları yazdıklarını gördüm.
Diğer, "........", ".........", ".............."
sitelerden farklı olduğunu anladım. Telefonla aradım. "Neden yorum yapamıyoruz.."
dedim. evlilikler.com site editörleri ise
"Okuyucularımız kendi yaşadıklarıyla ilgili iyi veya
kötü yorum yapılmasını istemedikleri için yorum
yaptırmıyoruz" dediler. Gayette iyi düşünmüşler ve bu
rahatlıkla balayı anımı anlatıyorum. Eşim ve ben
Antalya'da yaşadığımız için balayını Bolu'da geçirmek
istedik. Bu bizim için çok iyiydi ama olanlar şimdi
sadece hatıralarda kaldı. Yaşadıklarımdan dolayı dâhâ
balayına çıktığımıza üzüleyim mi, sevineyim mi,
bilemiyorum.
Düğünümüzü kış ayında yaptık. Lakin bilirsiniz
Antalya'da kış yüksek kesimlerde kendini gösteriyor.
Kentte ise sadece yağmur ve kuru soğukla geçiyor.
.
Eşim ve ben evliliğimizde balayını Uludağ'da kayarak geçirmeyi düşünmüştük.
Düşündüğümüz gibi de oldu. 25 Şubat'ta evlendik. 3 Gün sonra da Uludağ'da
otelde yerimizi ayırtıp gitik. İki gün otel odasında günümüzü geçirdik.
Gerçekten mükemmeldi. Antalya'da bu hazı almamıştık. Belki de sürekli
Antalya'da kaldığımız için olabilir. Tatil zaten farklı yerlerde geçirmek
değilmidir. İstanbul'dakiler Antalya'ya, İzmir'dekiler Trabzon'a derken
Antalya'dakiler de Uludağ'a geliyor. Tatil diyoruz buna işte. Neyse oteldeki
iki günden sonra kayak yapmak için teleferikle dağa çıktık. Yukarıdan
aşağıya doğru kayıyorduk. Düşe kalka gidiyorduk. Neyse öyle kaymışız ki bir
anda ağaçlıklar içerisine doğru yöneldik.
'Kaybolundu mu kaybolunuyor
işte......"
Nereye gittiğimizi de bilimiyoruz. Nasıl olsa burası Uludağ, istediğimiz
anda kente veya yukarıya doğru çıkarız diye düşünmüştük. Tabii ki bu
düşüncemizde kalmıştı. Aşağılara doğru kaydıkça ormanlık alana doğru
ilerledik. Ne kadar ilerlediğimizi bilmiyoruz.
.
.
Gerisin geri çıkmaya başladık. Ama kayak merkezine doğru değil sanki başka
yerlere doğru gidiyormuşuz gibi göründü ve aynen oldu. Kayaklar elimizde,
yürüye yürüye çıkmaya başladık. İndik çıktık, ama bir türlü ne kent, ne de
otel göründü. Ufacık bir Uludağ merkezi dedik. Ama biz ilerledikçe ne kadar
büyük bir yer oldu anlatamam. Balayına geldik burada kaybolduk demek
istememek için de yardım istemedik. Cep telefonuyla yardım çağırmadık.
Hava
kararmaya başladı. Ne yapacağımızı bilemedik. Ama yine de yardım çağırmadık.
Yürüdük donacağımızı düşündük. Sonunda cep telefonunda polisi aramak
istedik. Lakin cep telefonundan numarayı arıyoruz, hemen kapanıyor.
Beni bir korku saldı,
eşime dahi söylemedim. O da yanında ben varım diye çok rahat hareket
ediyordu. Eeee erkekliğe B.k sürdürmüyoruz. Genelde duyuyorduk, böyle kayak
merkezlerinin bulunduğu yerlerde kulube falan vardır. Hem kayak merkezine
gidiyorduk, hem de etrafta kulube ev falan var mı diye bakıyorduk.
Öyle yerlere girdik ki.
Karın üzerinde ayak izi falan hiç yoktu. Tamamen kaybolduğumuzu
düşünüyorduk. Hava kararmıştı. Yani karanlıkla aydınlık karışımı bir renk
olmuştu.
.
.
Belki
karların beyazlığından öyle görünüyordu, belki de hava aydınlık gibiydi.
Böyle karışık bir durum vardı.
Hala ne olduğunu anlamayamıştık. Yukarıya çıktıkça kayak merkezine
varacağımızı düşünmüştük. Ama kayak merkezi yerine bir kulübeye rastladık.
Eşim ve ben kaybolduğumuzu anladık. Ne yapacağımızı bilemiyorduk. Kulübeye
girdik. İçerisi biraz soğuktu. Yakacak bir yeri de yoktu. Tahtadan bir
kulübeydi. Kulübede yiyecek vardı. O geceyi eşimle ben kulübede geçirdik.
Sessiz ve güzel bir geceydi. O kadar da soğuk değildi. Sarılmış ve rütübet
kokumuş bir ikitane battaniye vardı. Ona sarılıp yattık. Soğuk etkilemiyordu
üzerimizde kayak kıyafetleri vardı. İkinci gün geldi. Bulunduğumuz yerden
ayrılamıyorduk ki kayboluruz endişesine. Haber de veremiyorduk. Nasıl
bulacaklardı onu düşünüyorduk. Kulübenin kapısının önünde ateş yaktık belki
bizi görürler. Uçaklar geçiyor, ama kimse bizi görmüyordu.
İkinci gecede kimse görmedi. Ne yapacağımız bilemiyorduk. Şansa bakın, kayak
merkezinde kayakları ve kayak ayakkabı ile elbiseyi kiraladığımız görevli
elbiseler gelmediği için oteli aramış. Orayada gitmediğimiz görünce bu kez
kaybolduğumuza kanaat getirmiş ve jandarmaya bildirmiş. Jandarma da kurtarma
ekibini yola çıkarmış. İkinci gece de eşimle ben kulubede geçirdik. Erzak
bitmişti. Büskivit ve kuru gıda bulunuyordu.
.
.
Aç
ve susuz kalmaktan çok korkuyorduk. Jandarma iki gün boyunca çevredeki
kulübelere bakmış. Bizden 3'üncü gün kulübenin kapısı çalındı. "Kim o" diye
seslendik. "Jandarma" diye cevap gelince çok sevindik. Eşim çığlık attı.
Zaten art niyetli kişiler
olsaydı kapıya bir tekme vurur içeri girerlerdi. Kapı o kadar dayanıklı
değildi. Çıktık nasıl bulduklarını söyleyince olanları anlattılar. "Kayak
malzemeleri kiralayan şirketin durumu jandarmaya bildirmesi üzerine, oteli
aradıklarını ve çevredeki bir kaç yerde baktıktan sonra aramaya çıktık"
dediler. Neyse ki o iki gün bizim için unutulmaz bir anı oldu. Yola
çıktığımızda biz uludağ yerine başka tepeye gitmişiz. Anladım ki Uludağ o
kadar da küçük bir yer değilmiş. Hele kışın hiç te küçük değilmiş. Bu
olaydan sonra jandarmaya 3 koli bisküvit ve su götürdük. Bunları oralardaki
kulübelere koymaları istedik. Sağolsunlar onlarda kırmadılar. Hatta
ellerimizle kendimiz götürüp koyduk. Böyle olayların sık sık olduğunu
jandarma erleri söylüyor. Ama bu kadar uzun kalanlar ise ender olduğunu
belirttiler. Balayı bitiminde etrafımızdakilere kaybolduğumuzu
anlattığımızda gülüp geçiyorlar hatta, "Gerçekten kaybolsaydınız,
televizyonlarda görünürdünüz. Gazetelerde yazardı" diyenler bile oldu.
Bazende "Uludağ'da kaybolunur mu, Orası Erzurum mu?" şeklinde konuşanlarda
oldu. Eşim ve ben bu günü hiç unutamıyoruz. Allah kimsenin başına vermesin
böyle birşeyi. Haa Uludağ'ı öyle küçük görmeyin sizin başınıza da gelebilir.
|